Adli Görevi Savsaklamak Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK 257)


Anayasanın 138/Son maddesi hükmü ile tüm kamu görevlilerine adli görev yükümlülüğü yüklenmiştir. Adaletin tevzisi amacıyla mahkemelerin işleyişinin ve kararlarının uygulanmasının asla geciktirilemeyeceği, kararların derhal ve eksiksiz uygulanacağı emredilmiştir. Adli görevin bu son derece önemli niteliği sebebiyle kanun koyucu tarafından aksi yönde en ufak müsamaha gösterilmemesi amacıyla çeşitli tedbirler alınmıştır. Bunlardan birisi ise mahkemelerce yazılan müzekkerelere, yapılan taleplere cevap vermeyen/gereğini yapmayan/ihmal gösteren kamu görevlilerinin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamına DÂHİL OLAMAYACAĞINA dair 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Bilgi İsteme başlıklı 332.maddesi hükmüdür. Adli görevin savsaklanması veya yerine getirilmemesi doğrudan soruşturmaya tabidir.

 

  1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Bilgi İsteme başlıklı 332/2.maddesi; “MADDE 332.- (2) Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır.” Hükmünü amirdir. Yasanın 2.fıkrasından anlaşılacağı üzere ilgililer hakkında 4483 sayılı yasada yer verilen soruşturma izni prosedürü işletilmeden doğrudan soruşturma yapılması gerekmektedir.

  2. Bu bağlamda yerleşik uygulamaya bir örnek verilir ise; Malatya Bölge İdare Mahkemesi 2006/3 E. 2006/8 K. 08.02.2006 Tarihli kararında “…Bu durumda, yukarıda belirlendiği üzere, kamu görevlisi olmakla birlikte mahkemelerce kendisinden bilgi istenilen kişilerin suistimalleri ile TCK 257.nci maddesinde belirtilen filleri işleyenlerin hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca doğrudan takibatta bulunulacağı belirlenmiş olup, mahkemelerin istemeleri üzerine gönderdikleri Bağ Verimleri ile ilgili Gelir Gider cetvellerinin usulüne uygun hazırlanmadıkları şeklindeki eylemlerinin yukarıda belirtilen yasa gereği haklarında doğrudan doğruya Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturma yapılacağı yasal zorunluluk olmaktadır…”

  3. Aydın Bölge İdare Mahkemesi de aynı şekilde bir kararında;“Anayasanın 138/4. maddesi uyarınca; yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. Bunun yanında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun Görevi Kötüye Kullanma Başlıklı 257 nci maddesinin 1 nci bendinde; kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasi ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmış olup, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Bilgi İsteme Başlıklı 332’nci maddesinin 2.nci bendinde de; bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin TCK 257’nci maddesine aykırılık oluşturabileceği, bu durumda haklarında kamu davası açılması izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere doğrudan soruşturma yapılacağı hükmüne yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, müştekinin eşinden boşanmak için Nazilli Aile Mahkemesinde dava açtığı iddiasının delili olarak eşinin Nazilli Devlet hastanesinde psikiyatrik tedavi görüp ilaç kullandığı hususunu öne sürdüğü ve araştırılmasını talep ettiği, mahkemece 18.2.2004, 9.2.2005, 8.2.2006, 29.3.2006, 23.5.2006, 5.12.2006, 12.12.2006 tarihlerinde aynı konuda ara kararı yapıldığı son iki kararın tekitli olduğu buna rağmen bazı kararlara cevap verilmediği bazılarına uzun süre sonra cevap verildiği ve her cevabında soruyu aydınlatır nitelikte olmadığı iddialarıyla müştekinin Cumhuriyet savcılığına şikayet başvurusu yaptığı savcılığın kaymakamlığa intikal ettirmesi üzerine yapılan inceleme sonunda itiraz konusu kararın verildiği anlaşılmaktadır. Dosyada bulunan belge ve bilgilerin değerlendirilmesinden isnat edilen fiilin; müştekinin talep ettiği belge bilginin sağlıklı sunulmaması değil müştekinin belirttiği belge bilginin yargılama safhasında bizzat mahkemece istenmesi üzerine gönderilmemesi olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu da teknik anlamda mahkeme kararına uymama hali olup tüm resmi görevliler için adli görev niteliğindedir. Bu durumda, yukarıda belirlendiği üzere kamu görevlisi olup, mahkemelerin kendisinden istediği belge bilgiyi sunmakta ihmal veya suistimali görülen kişiler hakkında soruşturma izni almadan Cumhuriyet Başsavcılığınca doğrudan takibat yapılabileceği sonucuna varılmaktadır.”

  4. Hâkimler Ve Savcılar Yüksek Kurulunca B.03.1.HSK.0.70.12.04-010.06.02-135-2011 sayı ve 18/10/2011 tarihli 10 numaralı Soruşturma Usul ve Esasları konulu genelgenin 11.maddesinde; “5271 sayılı Kanunun 332 nci maddesi hükmü gereğince; suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından ilgili yerlerden istenilen bilgi yazılarının on gün içinde cevap verilmesinin zorunlu olduğu, bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesinin imkânsız olması durumunda ise sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceğinin on günlük süre içinde bildirilmesinin, aksi takdirde bunun 5237 sayılı Kanunun 257 nci maddesine aykırılık oluşturabileceği ve bu durumda ilgililer hakkında yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, izin ve karar alınmasına gerek dahi olmaksızın soruşturma yapılarak kamu davası açılacağının…” şeklinde belirtilmiştir.

  5. 4.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2006/4-196 E. 2006/204 K. 03.10.2006 T. İçtihadında bu durum;

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 138/son madde ve fıkrası Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” hükmünü buyurucu kurallar olarak getirmişlerdir.

Tüm bu kurallar, hukuk devleti olmanın vazgeçilmez, savsaklanamaz ve geciktirilemez gereği olarak, yargı kararlarının etkinliğini sağlamaya, keyfiliği önlemeye, hukukun üstünlüğünü ve adalet kavramlarının yaşama geçirilmesini temine yöneliktir.

Anayasanın 138/son…. maddelerine aykırı olarak yargı kararını uygulamış gibi görünerek etkisiz hale getirmiş, katılanı en azından manevi yönden zarara uğratarak hukuka aykırı davranış sergilemiş ve böylece görev ifasında keyfi muamelede bulunmuştur. Anılan suç tipinde, hareketin bu sonucu doğurması cürmün oluşumu için yeterlidir. Mahkeme kararının uygulanmaması, savsaklanması ya da uygulanır görülerek etkisiz hale getirilmesi sonucu ortaya çıktığında, sorumlu memurun, amacı ya da hareketini yönlendiren özel saiki ehemniyet artzetmeyecek, “yargı kararını uygulamamaya dayalı ihlallerde” bu türden gerekçelere dayandırılan ve suç kastı güdülmediğine yönelen savunmalara itibar olunmayacaktır.

…Unutulmamalıdır ki, mahkeme kararları, yasal yöntemi ile ortadan kalkmadıkça hukukun gerçeğini belgeleyen hükümler olarak uygulanması zorunlu yaptırım gücüne sahip belgelerdir. Bu yaptırım gücünün, herhangi bir saike dayanılarak ve dayanılan saikin haklılığı ileri sürülerek etkisiz hale sokulması ya da zafiyete uğratılması asla kabul görmemelidir.” Şeklinde izah edilmiştir.

 

Uygulamada ise yerel mahkeme yargıçları özellikle kamu görevlilerinin yargılamaya konu olay ile ilgili göndermiş olduğu cevabi yazıların doğru olup olmadığı, doğru değil ise ilgililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunma gerektiği halini gözardı etmekte, bunun yerine aynı talebi yeniden iletme yolunu tercih etmektedir. Bu türden bir davranış ise Yargının kamu görevlileri üzerinde ki otoritesini zedelediği gibi yargılamaların gereksiz yere uzamasına, vatandaş özelinde tüm ilgililerin maddi ve manevi kayıplara uğramasına sebebiyet vermektedir.

16.09.2013

Av.M.Furkan Aktaş